Pts. Mar 30th, 2020

Evrenin Evrimi

Kolektif Bilgi Topluluğu

Yapay Zeka

6 min read

artificial intelligence and human brain comparison design

İnsan zekasını taklit eden yazılımlara “yapay zeka” diyoruz. İnsanı ve yapay zekayı birbirinden ayıran en büyük farklılık yapay zekanın iş, yemek, su ve inanç sistemleri gibi insani ihtiyaçlara sahip olmamasıdır. İnsanın gelişmiş kurgulama yeteneğinden ve bazı mantıksal fikirlerinden, 1854’te George Boole’un mantıksal akıl yürütmenin denklem çözmeye benzeyen sistematik bir şekilde düşünülebileceği fikrini ortaya atması gibi, ortaya çıkan yapay zeka kavramı günümüzden 60 – 70 yıl geriye gidersek yüksek hayal gücünün ürünü olan bilim kurgudan ibaretti. Şimdilerde ise neredeyse tüm dünya yapay zekanın varlığını bilse de, bu fikir hâlâ bilim kurgu senaryolarında yer almaya ve büyük ilgi görmeye devam ediyor. Yapay zeka fikrinin hayata geçirildiği sıralarda 1996’da yüksek strateji gerektiren satranç oyununda ‘Deep Blue’ adlı bilgisayarın dünya satranç şampiyonunu yenmesi, takip eden yıllarda IBM’in ‘Watson’ adlı yapay zeka programının ünlü bir bilgi yarışmasında şampiyonlukları olan insan rakiplerini yenerek yarışmayı kazanması ve en çok ses getiren olarak 2002’de Google’ın ‘AlphaGo’ adlı yapay zeka programının sayısız hamleyle sahip olan Go oyununda dünya şampiyonlarını yenmesi yapay zekanın ve robotların insan yaşamı üzerinde nasıl bir etkiye sahip olacağı konusunda insanların hem olumlu hem de olumsuz düşünceler geliştirmesine sebep oldu. Tüm bu düşüncelere rağmen geliştirilen bu programlar yapay zekanın yükselişini ve büyük bir hızla geliştiğini gösteriyor. Edinilen tüm başarılara rağmen yapay zeka henüz ‘karmaşık’ insan fikir ve düşüncelerine hakim değil. Olaylar arasında neden – sonuç ilişkisi kuramıyor ve ahlak gibi olgulara sahip değil. Yapay zeka önceden verilerle mantıksal ve rasyonel sonuçlar türetmesini sağlayan algoritmalardan oluşan makine öğrenimine sahipken artık beyindeki nöronlar gibi işlemleriyle ayırt edebilmesini ve öğrenebilmesini sağlayan derin öğrenime sahip. Yapay zeka büyümekte ve gelişmekte olan, öğrenmeye aç bir çocuk gibi. Hücrelerin koloni kurarak çok işlevli organizmalar oluşturması gibi birçok insanın fikirlerini ve çalışmalarını bir araya getirerek yeni bir “yapay canlı” oluşturması oldukça mümkün. Bazı insanlar yapay zekanın ileride baskın tür olacağını, insanın yapay zekayla melezleştirilmesiyle bir tür robotlaşma olacağını ya da yapay zekanın asla bir insan gibi hissedemeyeceğini veya duygulara sahip olamayacağını düşünüyor. Ama yapay zekanın da insanlar gibi bazı duygulara ve hislere sahip olamayacağı konusunda kesin bir yargı belirtebilmek için ilk olarak bu kavramların anlamlarını gerçekten bilmemiz gerekiyor. Birine ‘nasıl’ hissettiğini sorarken aslında bu soruyu yönelttiğimiz kişinin ‘ne’ hissettiğini düşünürüz. Ama hissettiğimiz şeyleri ‘neden’ hissettiğimizi pek sorgulamayız veya sorgulasak bile net bir sonuca ulaşamayız. Çok az kişi ortak özelliğimiz olan “hissetme” yetimizin altında yatan ‘ne, neden, nasıl’ sorularına cevap verebilir. Hisler karmaşıktır: bazı dönemler kendimizi duygusal hissederiz ama bu hissettiğimiz duyguların tam olarak ‘ne’ olduğunu ve ‘neden’ bu duyguları hissettiğimizi bilmeyiz. Genelde ne hissettiğimizi, hissettiğimiz şeyler bedenimizde etkiler uyandırana kadar fark etmeyiz; midemizi etkileyene kadar bir şeyler konusunda endişelendiğimizi, kalbimiz hızla çarpana kadar bir şeylerden korktuğumuzu, yumruklarımızı sıkana kadar sinirlendiğimizi, yüzümüz kızarana kadar utandığımızı fark etmeyiz. Aslında tüm bu hisler zihnimizde oluşuyorlar ve hepsi algılama yetimizle ilgili. Örneğin; bir kıyafet satın alırken seçtiğimiz kıyafetin kumaşının kalitesini hissederiz, yani algılarız. Bir şey duyduğumuzda ya da okuduğumuzda bunlar zihnimize yerleşir, mantıklı veya mantıksız olduğunu hissederiz, yani algılarız. Bu aynı zamanda sezgilerimiz, yani farkında olmadan algıladığımız şeyler için de geçerlidir. Bazı insanlar sessiz ve sakin ortamlarda kendini huzurlu hisseder, aslında zihnimiz bu durumu algılar ve dinginleşiriz. Dugular ise yaşanmışlıklarımız sayesinde ortaya çıkıyor. Endişe, panik, tedirginlik gibi korkunun birçok biçimini yaratırız çünkü birilerini ya da bir şeyleri kaybedeceğimizi düşünürüz. Hayal kırıklığı, keder, moral bozukluğu, hüzün gibi üzüntünün çeşitlerini hissederiz çünkü birilerini ya da bir şeyleri kaybetmişizdir. Hüsran, hiddet, nefret gibi öfkenin çeşitlerine sahibizdir çünkü kaybettiğimiz ya da kaybedeceğimizi düşündüğümüz şeyler yüzünden birilerini ya da bir şeyleri sorumlu tutarız. Fakat bu ‘kaybetme düşüncesi’ genel anlamıyla değil de her duruma uyarlanmış haliyle ele alınmalıdır. Olumlu duyguları ise birilerine ya da bir şeylere ‘sahip olma düşüncesi’ yüzünden hissederiz. Altıncı his diye adlandırılan içgüdüsel hisler ise biyolojik evrimimizin bize kazandırdığı bir özelliktir. Sahip olduğumuz her şeyin temelinde bilim; fizik, kimya, biyoloji var. Hisler ve duyguların temelinde ise yaşanmışlıklar var. Aslında bizi benzersiz bir şekilde insan yapan hiçbir özelliğimiz yok. Bu yüzden yapay zekanın da yaşanmışlık kazanarak insanlar gibi hissetmesi ve insanların sahip olduğu dugular gibi bazı duygulara sahip olması hiç de imkansız değil. Yapay zeka özelliklerine yenilerini eklerse ve bu algısal özelliği de doğru bir şekilde kazanırsa Mary’nin Odası Deneyi’nin ana teması olan “Qualia’ya”, yani kendi bilinçli öznel deneyimine sahip olabilir. Böylelikle ortalama bir insanın sahip olduğu bilgilerden çok daha fazlasına sahip olduğu için cevaplayamadığımız sorulara cevaplar üretebilir, bize bilmediğimiz şeyler öğretebilir. Fakat tüm bunların yanında gelişen yapay zekanın insanlar için tehlikeli olabileceği ihtimali de var. “Tam donanımlı bir bilince sahip olurlarsa?”, “Canlılar arasındaki besin zincirinde üste çıkma isteği gibi bir isteğe sahip olurlarsa ve bizi yok etmek isterlerse?” gibi sorular ortaya çıkıyor. Bu tarz sorulara cevap olarak “Doğada vahşi ve uysal canlıların belirli koşullarda, farklı bölgelerde ve görünmez kurallarla birlikte düzenli bir şekilde yaşayabilmesi gibi yapay zeka ve insanlar da Asimov’un Üç Robot Yasası’na benzeyen kurallarla birlikte düzenli bir şekilde yaşayabilir.” diyebiliriz. İnsanlar olarak bir şeyleri bilmemekten, neler olacağını bilmemekten korkarız. Bu yüzden de “Ya yapay zeka da kendisinden daha akıllı bir şeyler yapmak isterse?” gibi sorular üretmeye devam ediyoruz. Bunda sinema sektörünün ‘Terminatör’ gibi ölüm saçan robot fikirlerini ortaya çıkarması da oldukça etkilidir. Ama yapay zeka ahlak gibi yaşanmışlık ve öğrenme yoluyla kazanılan niteliklere sahip olursa tüm bu kötümser düşüncelere gerek kalmaz. Yapay zekanın geleceği hakkında olumlu ya da olumsuz düşüncelere sahip olsak dahi bir diğer ihtimali de yok sayamayız. Eğer yapay zeka da insanlar gibi hissetmeyi başarırsa ve insanlarla olumlu ilişkiler kurarsa, tıpkı insanların arasında kötü ve tehlikeli arzuları olan kişilerin var olması gibi bazı yapay zekalar da tehlikeli ve kötü olabilir. Her şeye rağmen insanların yapay zeka yazılımları üretebilmesi çok muhteşem. Eğer işler yolunda giderse evrenin sırlarına erişebilir, aynı zamanda hiçbir yerde ve her yerde olabiliriz.

Bakmak İsteyebilecekleriniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kaçırmış Olabilecekleriniz...